22 Nisan 2015 Çarşamba

And they lived happily ever after.



Masallar bittikten sonra  ne olduğu anlatılmaz bize. Biz sadece biliriz ki sonsuza dek mutlu yaşadılar. “And they lived happily ever after!” der masalı anlatan ihtiyar. Sonsuza dek mutlu yaşamak mümkün mü bilinmez ama bize iyi tarafları yansıtılmaya çalışılan bazı masalların sonunun çok da mutlu bitmediği de bir gerçek. Peter Pan Wendy için Varolmayan Ülke’yi terk etmemiştir mesela. Oysa ki hikayeyi okuyan herkes bilir ki Wendy ve Peter Pan arasında bir şeyler vardır. Belki çocuk oldukları için adı konmamış, konuşulmamış ya da bize yansıtılmamıştır ama gerçek oradadır işte. Wendy Peter Pan’e hayrandır ve hisleri karşılıklı olsa da Peter sadece şımarıklık yapmakta ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaktadır. Hikayenin sonunda yazar Wendy ve kardeşlerinin eve dönmesine, dönebilmesine sevinmemizi bekler. Oysa ki her küçük kadın okuyucu sorgular Wendy’nin neden Varolmayan Ülke’de kalmadığını ya da Peter’in neden Wendy’yi bırakıp Varolmayan Ülke’ye geri döndüğünü. Masaldaki altyazılardan okuyucuya geçen başka bir his vardır çünkü. Ve asla dile getirilmemiş olması onun varlığını azaltmaz ya da yok etmez. O oradadır..Wendy evlenip çoluğa çocuğa karıştığında bile Peter Pan’i hatırlamakta ve yatmadan önce odasının penceresini hep açık bırakmaktadır. Siz Wendy’nin evlendiği o adamla veya çoluk çocuğuyla mutlu olduğunu düşünebiliyor musunuz mesela? Aslında çizgi dışı bir kız olmasına karşın, bir yuvanın sıcaklığı ve Peter Pan’e duyduğu hayranlığın (hatta aşkın) ulaşılmazlığı, imkansızlığı onu olabilirtesi daha yüksek olan kocasıyla olan evliliğe itmiştir. Wendy’le Peter’ın birlikte olabilmesinin imkanı yoktur çünkü.  Wendy’nin gönlü Peter’dan yana olsa da “normal insanlar dünyasında” çoluk çocuk sahibi olmak, bir yuva kurmak gerekmektedir. Peter’sa hep çocuk kalmaktadır. Peter gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallerini, kocası ise hayatın gerçeklerini temsil etmektedir. Eğer toplumsal normlar içerisinde mutlu olmak istiyorsa Wendy bu hayal dünyasından vazgeçmeli ve “normal” biri gibi davranmalıdır. Normal olmak, normal insanlar gibi yaşamak hep zordur zaten. Biraz çizginin dışında, biraz farklıysan kendini normale çekmek için zorlaman gerekir. Kendini çizginin dışından ısrarla içine doğru çekmeye çalışırsın. Bütün farklılıklarını törpüleyip o çizginin içinde kalmaya çabalarsın. O çizgi hep oradadır, Peter da çizginin dışında bir yerlerde. Ve sen her gece bir ümit o pencereyi açık tutarsın.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Masallar Diyarı Reloaded.


Yıllarca kandırdılar bizi.
Artık sıra gerçeklerde.
Bu büyülü dünyanın gerçek yüzünü benim yorumumla
tekrar keşfetmeye hazır mısınız? :)
 .

Cadı kadın Pamuk Prenses’e parlak kırmızı elmayı uzatmış. “Yiyemem” demiş prenses, “Bu Pazartesi Dukan’a başladım, ataktayım, meyve yasak.” 

Tavşan deliğinden düşen Alice çok sinirlenmiş, “Allah kahretsin, haute couture elbisem ne hale geldi, daha taksidi bitmemişti.” demiş ağlayarak.

“Cüceler bencil yaratıklar, hep kendi güzel çıktıkları fotoğrafları paylaşıyorlar Instagram’da” diye hayıflanmış Pamuk Prenses  tagindeki “Profilimde Gizle” seçeneğini işaretlerken.

Mad Hatter çayını koyduktan sonra daha bir yudum bile alamadan “Dur bekle” demiş Alice, “Önce bir fotoğraf çekmem lazım, instagram için!”

Saat 12’yi vurduğunda Cinderella bir anda balkabağından arabasına doğru koşmaya başlamış gülerek. “Kaçan kovalanır hi ho ho” demiş kendi kendine, “Kaçan balık büyük olur!”

Cinderella’nın düşürdüğü ayakkabıyı eline alan Prince Charming, “Amaaan kokulu bir ayakkabının peşine düşecek değilim ya” demiş ayakkabıyı bir köşeye fırlatırken. “Dans ederken beni kesen şu sarışın partiyi terk etmemiştir inşallah” diye geçirmiş içinden balo salonuna dönerken.
 
“Allah canını almasın Rapunzel” demiş Prince Charming ve eklemiş, “Kezban gibi uzatılır mı hiç bi saç bu kadar!”

Prenses kurbağayı öpmüş ve kurbağa yakışıklı bir prense dönüşmüş . Sonra da koşar adım kaçmaya başlamış, tek bir kadına bağlanmaya hazır değilmiş, sorun prenseste değilmiş kendindeymiş, prenses daha iyilerine layıkmış.

Prince Charming Uyuyan Güzel’i öperek  sonsuz uykusundan uyandırmış, “İki satırlık uykumuz var, onda bile bi rahat bırakmadınız” diye söylenmiş prenses.

Wendy ve Peter Varolmayan Ülke’ye 29 TL’den başlayan inanılmaz fiyatlarla uçmaya başlamışlar. 

Kırmızı Başlıklı Kız, “Cafe Fernando’nun tarifiyle yaptığım bu kurabiyeleri büyükanneme götürüyorum” demiş. “İyi napiim” demiş kurt.

“Bakiye yetersiz diyor kartınız” demiş kasiyer fakir oğlana. Zengin kız “Benimkinden çekin o zaman” demiş.

“Senin gözlerin neden bu kadar büyük?” demiş Pamuk Prenses kurta. “Lenstendir” demiş kurt, “Mavi mi yeşil mi olsun diye çok kararsız kaldım ama bu renk çok doğal geldi, sence nasıl olmuş, saç rengime gitmiş mi?” diye de eklemiş.

“Oradaki M&M’s’ten ve Oreo’dan yapılmış evi görüyor musun?” demiş Hansel Gratel’e. Gratel “Amaaan evlerden ırak, bu ara çok kilo aldım, yürüyüşe devam edelim, 2 km kaldı, hem daha stretching yapıcaz” demiş.

“Masallar Ülkesi’nin girişindeki boş alana çekebilirsiniz unicornunuzu” demiş vale.

“7 tall, 1 grande vaytçaklıtmoka” demiş Pamuk Prenses starbucks büyülü orman şubesindeki baristaya.

“İyi ki hiç büyümüyorum” demiş Peter kendi kendine, “H&M çocuk reyonunda bence daha güzel şeyler var.”

“Aşık olamıyorum” diye ağlamaya başlamış Prince Charming. “Masallar Ülkesi’ndeki tüm prensesler aynı tornadan çıkmış gibi” (Bknz. Disney)

Overloksuz diye uçan halıya binmek istememiş Prenses Yasemin.

Üvey anne “Ayna ayna söyle bana, benden daha güzeli var mı bu dünyada?” diye sorunca, ayna hemen cepten Google searche girmiş. 

İyilik perisi Cinderella’nın yırtık ve eskimiş kıyafetini bir anda muhteşem bir balo kıyafetine dönüştürmüş. “Bu renk bana hiç gitmiyor” demiş Cinderella.  Şöminenin yanından hemen bir  Pantone renk kataloğu çıkarmış ve beğendiği rengi göstermiş periye.

21 Kasım 2014 Cuma

Yerdeniz.



Jane Austen Kitap Kulübü filmini izleyip de Ursula Le Guin okumaya heveslenmeyen var mıdır bilmiyorum demiştim instagram hesabımda. Gerçekten filmde o kadar çok Ursula Le Guin'den bahsediliyor ki, zaten uzun süredir okunacaklar listemde duran Karanlığın Sol Eli ile Ursula okumaya hemen başlamak zorunda kaldım desem yeridir :) Kitap için yorumlarıma gelince, süper bir olay örgüsüne sahip diyemem ama Le Guin'in kurduğu dünya ve betimlemeleri muhteşem. Özellikle cinsiyetlerle ilgili olarak ortaya koyduğu farklı bakış açısı için bile okunmaya değer diye düşünüyorum. Kadın ve erkek gibi farklı iki cinsiyetin bulunmadığı, bir nevi cinsiyetsizliğin yaşandığı, ancak bu cinsiyetlerin dönemsel olarak herkes tarafından deneyimlendiği, doğal olarak da cinsiyetlere ait toplumsal rollerin toplum içinde dağıldığı bir dünya nasıl olurdu desem? Bilim kurgu tarzı romanları, filmleri, yapımları seven biri olarak bana böyle söyleseydiniz çoktan okumuş olurdum mesela :)


 Sonrasında ise hiç vakit kaybetmeden Yerdeniz serisine başladım heyecanla. Uzun zamandır bu kadar keyifle okuduğum bir seri olmamıştı desem abartmış olmam herhalde. Büyüleri, büyücüleri, fantastik dünyaları seviyorsanız sizin de keyifli okuyacağınızdan eminim. Yerdeniz dünyası sizi alıp başka diyarlara başka yaşamlara götürecek. Önce "Yerdeniz Büyücüsü" ile tanışacak, sonra "Atuan Mezarları"nda Tenar ile büyük kararlar vereceksiniz. Oradan "En Uzak Sahil"e ölümün kollarına uzanıp, "Tehanu" ile Yerdeniz dünyasının bambaşka yönlerini keşfedeceksiniz. "Öteki Rüzgar"da ise kendinizi değişik bir mücadelenin içinde bulup, en son "Yerdeniz Öyküleri" ile Yerdeniz dünyasının gölgede kalmış, bilinmeyen yönlerini keşfedeceksiniz. Sonrasında ise "Aaa ne çabuk bitti. Niye bitti ki?" diyerek üzüleceksiniz :)


Hep güzel yönlerinden bahsetmeyelim tabi Yerdeniz serisinin. Her güzel gibi kusurları da yok değildi Ursulacığımın. Seride ilerken ara ara  "Ayy amma baydı bu kadın da" derken bulabilirsiniz kendinizi :) Tamamen şahsi düşüncem olmakla birlikte açıkçası ilk kitaplardaki ritm ve heyecanı ilerleyen kitaplarda bulamadım. Seride ilerledikçe olay örgüsü zayıflıyor ve insanda okuma isteğini yaratan o merak duygusu biraz düşüşe geçiyor. En azından benim için durum böyle oldu. Seriye son eklenen kitaplar hafiften zorlama olmuş gibi geldi. Ursulacığım keşke yazmasaydın iyiydi demedim değil :)
Ama bu durum aramızda kalsın olur mu?


Yine de ben Yerdeniz dünyasını sevdim ve iyi ki keşfetmişim dedim.
Bir hafta gibi kısa bir zaman dilimi için de olsa hayatıma renk kattılar :)


Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar diliyorum ve kaçıyorum.
Bol kitaplı, bol kahveli, huzur ve keyif dolu bir haftasonu yaşamanız dileğiyle :)
Sevgiler.
...

29 Ağustos 2014 Cuma

Coffee Lab.



Instagram'da biraz bahsetmiştim ama geniş geniş fotoğraf koymazsam, iki satır da bir şeyler yazmazsam içim rahat etmeyecek. Coffee Lab diyip duruyorum ama neden bu kadar çok bahsettiğimi, neden bu kadar sevdiğimi yine en iyi Ankaralılar anlayacak. Çünkü Ankara'da zincir dışı kahve içebileceğiniz, kahveleri süper lezzetli olan ve de bu artılarına rağmen piyasa olamayan (ders çalışılabilecek kadar sessiz) bir kahve mekanı yok. (Varsa da ben bilmiyorum. Eğer varsa lütfen bana haber verin, size orada bir kahve ısmarlayayım :))



Coffee Lab saydığım bu artılarının yanında çok da hoş dekore edilmiş. 
Keyifli bir ev ortamı gibi. 










 Yeme ve içme kısmına gelirsek, kahvelerine söyleyecek lafım yok. Oldukça taze ve lezzetliydi.
Şimdilik sadece tatlılarından bir kaçını denemiş olsam da, onlar da gayet başarılıydı.
Yiyecekleri hakkında da oldukça pozitif tavsiyeler aldım, en yakın zamanda onları da denemek şart oldu.


Alttaki periyodik tablonun fotoğrafını ise foursquare'den aldım, çünkü önündeki masalarda oturanlar vardı ve fotoğraf çekerek onları rahatsız etmek istemedim. Çok da ince düşünceliyimdir :)


Geniş geniş oturabileceğiniz, derginizi kitabınızı okuyabileceğiniz, yanında da hem taze hem de lezzetli kahvenizi yudumlayabileceğiniz, oldukça ferah ve huzur dolu bu mekanı ben çok sevdim. Eğer Ankara'da oturuyorsanız veya bir gün yolunuz düşerse uğramanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Benim artık bol bol uğrayacağım kesin.
Sevgiler.

Coffee Lab.
Ceyhun Atuf Kansu Cad. No:114
Balgat / Ankara

24 Temmuz 2014 Perşembe

Montenegro.



Uzun zamandır blogumu ihmal ederek çok kötü bir blogger olduğumun farkındayım.
Ama inanın Instagram'da yaptığım bir kaç paylaşımı zar zor yapabiliyorum.
Gecikmiş bir Karadağ postuyla başlayıp, umarım bundan sonra eski bol postlu günlerimize dönebiliriz


Karadağ'a iş nedeniyle gitmiş olsam da oldukça keyifli günler geçirdiğimi söyleyebilirim.
Budva'da konferansın düzenlendiği ve aynı zamanda da konakladığımız Hotel Splendid'i gezileriniz için de rahatlıkla önerebilirim. Otelin onuncu katında yer alan casinonun müdürünün Türk olduğunu ve hoş sohbeti eşliğinde bir Türk kahvesi içmek yanına uğramanızı şiddetle tavsiye ederim :)



Budva'nın merkezinde yer alan Hemingway Caffe & Bar oturup bir şeyler içmek için ideal. Hemingway sevgimden olsa gerek içerideki fotoğraflar ve konsept hoşuma gitti. Budva gibi bi yerde bu konseptte bir cafenin olması gerçekten çok hoş.
...

Budva'yı (özellikle merkez kısmını) çok sevemesem de, Sveti Stefan adı verilen minik adacığı ve insana huzur veren doğasını çok sevdim.  




Kotor içinse beklentilerinizi çok yüksek tutmazsanız, sevebilir ve keyifli vakit geçirebilirsiniz. Kendi adıma Budva ve Kotor'u Akdeniz ve Ege'deki tatil beldelerimizden çok da farklı bulmadım. Ama bunda Mayıs ayının üçüncü haftası olması ve sezonun henüz açılmamış olmasının etkisi de olabilir. 


Şimdi sizi bol bol Budva ve Kotor fotoğrafıyla başbaşa bırakıyorum.
Daha önce gitmiş olanlara nostalji, gideceklere de ilham olması dileğiyle :)
Sevgiler.